21 Ağustos 2010 Cumartesi

=

hayvanlara karşı olan sevgimin nedenini sorguladığım zamanlar olurdu, "evet, budur!" dediğim bir şey olmamıştı şimdiye kadar, hatta bu sevgimin bile ego kaynaklı olduğunu düşünmüş, kendimi yormuştum çokça. çünkü o kadar masumane seviyorum, o kadar mutlu olmalarını istiyorum ki hiç bir şey beklemeden. biraz önce buldum yanıtımı sanırım. onlar beni seviyor diye değil etrafımdaki bazılarının dediği gibi, istediğimi veriyor diye hiç değil, tüm davranışları saf bir halde olduğu için seviyorum. sevmek istediklerinde, sevilmek istediklerinde gelmelerini az önce işedi diye götüne vurduğunuzu düşünmeden. rahat oldukları yerden kaldırılmak istediklerinde hırlamalarını seviyorum, az önce onunla oyun oynadık diye düşünmeden. bazen dayak yiyeceklerini bildikleri halde gözünüze bakarak halıya işemelerini seviyorum. doğallıklarını seviyorum. sırf insanların böyle olması gerekir hevesimden, sırf böyle olabilmek istediğimden düşünmeden.

bunu anlayıp aslında egom yüzünden onları sevmediğimi düşünerek sevindim bir an sonra kendimdeki egoya bu düşünceyle yeniden tanık oldum. nasıl illet bir şey bu!

kronik

susarsam her şey alt üst olacak. ya itaat edeceksin ondan sonra ya bir çiftliyi yakacaksın. her şey değişecek bir anda, karşı ses duymayacak yalnız kendinle sözlerinde kalacaksın.
ben üşeniyorum artık; savaşmaktan, yapmak etmekten, nedir bilememekten. ve yalnızlığımı gitgide daha çok seviyorum. bana yaratılan zorunlu bir yalnızlık vaktinde bile mutlu olmaya başlıyorum. kendimle olmayı özlediğimi hissediyorum. bir düşünceyi dinlemek zorunluluğu olmadan, bir şeylerin anlamını kontrol etmek yükümlülüğünde olmadan ve en önemlisi ne yaptığım üzerinde (vakit kaybı, saçmalık, umursamazlık, iyi, yanlış, doğru) bir düşünce olmaksızın kendimle olmaktan. arınmış gibi mutlu oluyorum hem de. ama bu içinde hüzünde barındırıyor tuhaf bir şekilde. nedir bilmiyorum. suçluluk gibi, istemediğim bir şeyi yapıyormuşcasına.

düşünmekten azad ediyorum kendimi. bazı şeyleri oluruna kabullenmek gerekir sanırım. savaşsanızda değiştiremeyeceğiniz şeyleri, etkinin salt sizden gelmediği olayları, özellikle de anlatmak istediğiniz anlaşılmıyor değil anlaşılmak istenmiyorsa daha da kötüsü anlamaktan kaçılıyorsa. çok koşmanız gerekir, çok. ve çok yorulursunuz artık bir yerde, dermanınız kalmaz, dizlerinizin bağı çözülür. yapacak bir şey yoktur artık, üzüntüyle yokuştan yuvarlanan topunuzun arkasından bakarsınız, arabanın altına girecek ve patlayacak olsa bile.

ne olursa olsun şu geceyi kutlamak istiyorum belleğimde. olmayanlarıyla da güzel bir gece. içkim var, sigaram, ne güzel müzikler, tütsümde... daha ne olsun? dahası yalnızım da.
aile, arkadaş, sevgili... hepsi birer dert yuvası.