7 Nisan 2010 Çarşamba

koşmaca

yalnızın yemeği hep ekşir, dedim kendi kendime. (özdemir asaf'ı anımsadım. nur dolsun yüreciği!) sonra bunu bir başkasının duyduğunda düşünüp hissedeceği geldi aklıma. özü başka, görünüşü başka. yazılarımdan kelli sıkılmış, depresif bir görüntüm mü var acaba dedim ardına da. toparlama kararı aldım buna binaen ki hayır, öyle değilim. hayattan sıkılmak başka, hayatının kendisinin sıkıcı olduğunu bilmek başka. ben bilen taraftayım. bundandır ki zevkli kılmak için hayal gücümü kullanmak zorunda kalıyorum, yetenek burada çok işe yarıyor. bazense sadece koşasım geliyor. duymayasım, acımayasım ama göresim. hep göresim var.

ps: ceketin yakıştığı iki insan tanıyorum artık.

giz sürücü

kelebek deyince ağzı sulanan insanlar var, neye referans olduğunu bilince sevimli kılabiliyor en mahremi bile.

~~~

gözlerim eridi küstahlığından hayatın. yalnızlığı bildiğimden seviyorum yoksa hiç makbul değil. baktığım her şeyin benzer bir çıkış noktası var, gittikçe sıkıcı oluyor ve kendine bir o kadar alıştıyor, bağlıyor. yapmamam gerekenle yapmam gerekeni ele alıyor, karşılaştırıyorum sonuç aynı çıkıyor. kulağımdaki kulaklıkta çalan şarkılardan vahiy bekliyorum hala.