30 Haziran 2010 Çarşamba

haz çemberi

birini özlemeye başladığımda bundan hoşnut olmuyorum. siz isterseniz buna korkuyor diyebilirsiniz fakat kriterleri olan bir durum bu ve sonu belli olanlar bende rahatsızlık yaratıyor. sonucu belli olmayanlar her zaman bir ümit taşır, böylece en azından sürükleyicidir, haz yaratır. hazsa (her şeyde. neşe, mutluluk, acı...) yaşayabileceğiniz anlam kazanan tek histir. sorularla, sonuçlarla uğraşmak saçmadır. anı var eden geçiciliktir ve zamana mahkum hepsi bundan nasibini alacaktır. o halde herşeyden haz duymalı, hazzın dibine vurulmalıdır. zor olan bunları bilmeyen ve geçmişte yaşamaya mahkum edecek insanlardır. aileler, sevgililer, bazen arkadaşlar bile.
sorumlu olduğunuz tek şey kendinize karşı "bu an"dır, yani bunu okuduğunuz şu an, yaşadığınız şu an. elinizde tuttuğunuz kahvenize bile neşeyle bakın, yanınızdaki köpeğinize, yarın üstünüzde olmayacak şu an giydiğiniz kıyafete, gökyüzüne, göbeğinize. hatta şu an chopin'e bakın. ben ki sadece ona bakıyorum şu an.

29 Haziran 2010 Salı

sonisphere 2010

cuma: bir rammstein sever olarak tembelliğime sövdüren festivaldir şimdilik. yani akıl var mantık var, arkalardan izlenmeyecek yegane grup rammstein'dır.her ne kadar hamallık olsa da Dr. Christian'ı bot üstünde taşıyabilenler ön sıralarda olan ya erken gelmiş ya da bileğinin hakkıyla öne geçmiş azimli insanlardır. onu bunu bilmem ama ben havai fişeklerin zamanlamasına konserden daha fazla saygı duydum(konser kötü değildi he, çok güzeldi yeminle). bunlar şimdilik aktaracaklarım, geriye kalan iki günde görüşmek üzere, esenlikler dilerim.

cumartesi: cumartesi kısmında manowar'ın performans güzelliğiyle beraber Eric Adams'ın tüm stadyuma çığlık attırma esnasındaki güvenlik görevlilerinin yüz ifadesi aklımda çok fena kalıcı olacaktır. ne stres kaldı ne sıkıntı inanır mısınız sayın okuyucular? toplu çığlık her derde deva efendim. tabi bunun yanı sıra Joey De Maio'nun "oha!herif dile geldi resmen." nidaları arasında türkçe kompozisyon ödevini okur gibi (festivalde "the big four" adı altında kendi isimleri geçmediğinden içerlenmiş olacaklar (ki bence haklılar)) attırıp hönkürmesi de hafızalara kesinlikle kazınmıştır. yani o ne güzel bi "siktirin ordan!" hönkürüğüydü demeden geçemiyorum. ardı sıra gelen headline grubumuz accept'e ise çok büyük haksızlık ettik resmen lan! insanların hiç mi kılı kıpırdamaz? yani grubun türkiye'de tanınmadığı ve şarkıların bilinmediği maymun götü gibi ortadaydı da ota boka"höy höy, löy löy!" yapan taraftara(stadyumda oldu ya böyle geldi elime) ne oldu da iki çılgın ıslığı es geçtiler adamlara? ki festivalin en iyi sahne performanslarından biri de adamlardaydı kanımca. adamlar bir daha gelirse buraya şerefsizim. bari eve bi yemeğe davet edip gönüllerini alabilseydik, "abi, bilmiyoz şarkıları valla, kusurumuza bakmayın." diyebilseydik. içim acıdı lan resmen.
çok içerlendim lan gene yazarken bak, keyfim kaçtı.

pazar: pazar ile geri döndüm şimdi, biraz daha iyiyim. malum bu günde geç gittim, bu kadar olacağını düşünmüyordum fakat oldu ve antrax'ı kaçırdım, evet. megadeth'le bir coştuk bir coştuk demeyi o kadar isterdim ki ama olmuyor çünkü ses problemi sahne almalarından hemen sonra baş gösterdi ve onlar inene kadar da düzeltilemedi, bizi de paranoyak ettiler "düzeldi ha galiba? düzeldi mi ne? düzeliyo bak galiba." sohbet kıvamında kaldık biz şahsen bir de sık sık saydırdık ses sistemine. performans iyiydi, heriflerin saçlar da iyiydi ama ses yoktu be abicim. geliştirdiğim stratejiyle sahne sonu insanlar çişe, içkiye vs dağılırken biz de götüm götüm önlere doluştuk ta ki metallica'yı önden izleyene kadar. yaa! megadeth ardından slayer'a verildi sahne ve ön taraflarda zıp zıp zıplayan bir çember oluştu. tom araya'nın gülümsemesi neydi öyle ya? o kısımlar hiç aklımdan çıkmıyor. nasıl bir gülümseme öyle o ve sürekli. içim bir hoş oldu onu izlerken sonra bir de kerry king'e baktım o nasıl bir hayvan adam (bir de vikinglere benziyo bu adam bence)? insan hiç mi yorulmaz, hiç mi o kafa durmaz? sahne boyu salla salla hayret verdi doğrusu.dave iyiydi. ben sahnede daha çok sevdim bu adamları. metallica biraz geç çıktı sahneye fakat hemen gönlümüzü çeldi harika performanslarıyla. stadyum tıka basa doluydu ve o kalabalık festival boyunca ilk kez hep bir ağızdan sahne bitimine kadar şarkılara eşlik etti, hopladı zıpladı, horn yaptı yaptı da durmadı. seyirciyi çok pis coşturdular ama kendileri de bizi sevdiklerini itiraf ettiler çokça. yine biraz ateş ve havai fişek vardı ama rammstein'ınkiler gibi olamadı. rammstein'ı bir kez daha kucaklıyorum, çok iyiydiler gerçekten. neyse konumuz metallica, kapanışta sanırım herkese birer tane düşecek şekilde pena dağıttılar. o ne pena bolluğuydu öyle! bize mutlu mutlu, kucak kucağa bakmaktan bir süre inemediler sahneden. yani milletin onları gönderesi yoktu da onların da sanki gidesi yok gibiydi. çok pis coşturdular ama bizi, ağzımıza sıçtılar resmen ne diyeyim.
bir de konser sonrası kapkara insanların trafiği kitleyip etrafı istila etmişler görünümünü veren sahneler komikti ama herkes ayıktı valla, biralarda alkol mü yoktu neydi anlamadım, çok dandikti.

ps: üşendim tekrar yazmaya o yüzden sözlükten yazdığımı kopyaladım (şurdan yani: http://www.kadinsozlugu.com/), bilginize.

11 Haziran 2010 Cuma

color me once

ne çok gülümsemen varmış. gözlerin...
birşey bulmuş gibisin. bundan mı korktun vakitlice?

utançların sınırını aşmadan adımların geri çeker, bilmez misin?

pencere sırtı

karara hakim bir bakış takınınca gölgemi arkada bırakıyorum, döndüğümde bulamazsam üzülmeyeyim.
üstüne basmayı da zaten sevmiyorum, bana çok benziyor.

9 Haziran 2010 Çarşamba

uyuşuk

sanat çok güzel, gerçekten güzel bir şey. onunla uğraştığın ve kendini diğer her şeyden soyutladığın sırada ruhun akıl almaz bir biçimde gün yüzüne çıkıyor. şu an arkamdaki şu müzikten ve yansıttığı durumdan inanılmaz hoşnutum. şu an zaman da çok yavaş ilerliyor, bundan da keyif alıyorum. su yüzünde sürükleniyor gibiyim. bitmesini istemediğiniz anlar vardır, işte onlardan biri. ve bazen hiç bir şey de yapamazsınız, bu anlar da onlardan biri. biter de ne yazık ki. işte. ne güzel bir müzikti!

uzun sayılabilecek bir süreye yayılıyor benim için aslında ama şu son bir hafta gerçekten neredeyse hiç bir şey yapmadığım zamanlardan, özenle seçilip izlenen filmler dışında. onun dışında dün diğer odanın duvarına resim yapmaya başladım fakat tiner eksikliği nedeniyle yarım kaldı. zaten o keyfim de kaçtı.

kitap okuyamıyor, bir kaç fikrim olmasına rağmen fotoğraf çekemiyor, konuşamıyor, kısa bir süre öncesi gibi müzik dinleyemiyorum. yazdıklarım bile günlüğe dönüşmek üzere sanırım. son zamanlarda yakın arkadaşlarımla da görüşmez oldum. nasıl algılandığımı bilemiyorum, bazen yanlış anlaşılacağımdan korkuyor bazense gerçekten umursamıyorum. yapmak istemediğim şeyleri yapmak zorunda kalmak her zaman çok sıkar beni ve şu an yapmak istemiyorum. esasen finale çalışmam gerekiyor benim ya, onu da istemiyorum.


şu müzik yeniden başlasın.

4 Haziran 2010 Cuma

quit

uyur uyanıklık arası. ay, gökyüzümde. buradan ay'ı pek göremiyorum, evim ilk kat ya. fuck it!

kırmızılar giyer zaman, şehvetlidir, kanması kolaydır bundan. kanmayınız! çünkü şimdi minik patim geziyor sokakta kayıp ve ondan heyecan duyuyorum, onu özlüyorum. kavuşması kolay, yarını bekliyorum. öncesi zor bile değil, imkansız. imkansızı istemek küstahlıktır, başarısızlıktır üstelik. kim kimi neyle kandıracak? hala ne istediğimi bilemiyorum. kolay mı ki bu? bünyemde o kadar çok şey nüfuz ediyor ki. şanslıyım bir bakıma, bir bakıma a.q. sarhoş olamıyorum. sallantı derseniz her daim mümkün, akıl duruyor yazık ki. çok şeye sarılıyor, çok şeyden soğuyorum ve bunlar bir anda oluyor. zaman kadar hızlıyım ha! işte budur!


ps: başlık hep sonradan geliyor.