15 Eylül 2009 Salı

adım

uzun bir düğün ölümü. keşke bir şal edinseydim içime, kış gelmeden önce. kim, beni nereye taşır? hep sofra kokusu var da sofra yok etrafta.

bazen canım gerçekten çok sıkılıyor. diyorum: 'kekeme olsaydım, dinleme sabrını kim gösterirdi bana; başını çevirmeden, gözlerini kaçırmadan?' cevabı buluyorum bazen, sonra unutuyorum.

birşeyler eksik kalmış dünyada. canım bildiğim yemekleri de, içecekleri de istemiyor ama bir tat arıyor, nedir bilmiyorum. böylece intikam alıyorum beni fazlasıyla sersemleten imgelerimden ve ağzımın tadını bozuyorum.

sigara yemeyi deneyeceğim.

culto

saçlarına göz yuman sinekler ellerinden tadar da ölümü, aldıramazlar içine düştükleri evsiz barksız fincanın demi çürük çayına.


bu da bir not değildir: bu bir masal değildir. siyah beyaz bir holün ulaştığı odanın hatrı düşünülerek yazılmış kafiyesiz bir hayaldir. yalnızlık çöker ara ara, gelir de git diyemezsin. hikayen senden bağımsız gelişir sürü zamanlarda. bu zamanlar çok olmaya başladı mı ojesiz tırnaklarına içerler, kimse kim olsun 'olmasa ya' dersin.

utandırsa seni sinekler, düşmeseler mesela. evde fincanlar kirliyken bir de. bir de ev olsaydı hani bu bir masal hiç değildi.