29 Mayıs 2008 Perşembe

''in the river''

sıramı savıyorum..

keza ben tekmeleyemiyorum.
en fazla bi nefes daha koyuyorum göğsüme ve ağaçlara benziyorum.
ben daha güzelim ama ''ben daha güzeldim lan'' diyemiyorum kimse çirkinleşmesin diye.


ağaçları beton döverken gördüm, sabaha sağ çıkmasın diye çığlıklarla. uyandığımda yorulmuşlardı yine çoktan.

21 Mayıs 2008 Çarşamba

dilekçe

gökyüzünün üzümlere açılan kapısını sevmemek mümkün mü? ne güzel bağlanıyorlar kadın göğsüne çiçek gibi.
hayranlıkla izliyor, bulutların bir de tanelere işvelerini meraklı gözlerle seyrettiğimi görüp utangaçlıklarından kaçmasınlar diye frezya koklar gibi yapıyorum güneş yüzüme vurunca.


hiç eskimesin gökyüzü..

çirkin kızın masalı



aslında annem hiç kraliçe olmadı ama beni koruyabilmek için elime bi yıldız tutuşturup bulutların üstüne saklamıştı. onsuz canım çok sıkılınca eteğimde taşıyabileceğim kadar düşümü alıp yeniden indim yeryüzüne.
biraz kandırık attım gökyüzündekilere aslında. içimden ne dediğimi bilmesinler diye iç ceplerime de sakladım birazını. ezbere gitiğim yolu bu kadar iyi bildiğimi bilemeyince annem beni gördüğüne çok şaşırmıştı. sonra sakladığım periyi gösterdim ona. tarifiniyse kimseye yapmamaya söz verdim getirdiklerimin, bizden başkası aşık olmasın diye.
''yolun tarifiyse zaten elime çizilmişti anneciğim, verdiğin yıldız da aydınlık oldu. ben korunmak değil üstünde taşıdığın çiçekleri koklamak istiyorum.'' diince büyümüştüm zaten.

20 Mayıs 2008 Salı

do

kaçışa yol bulup da insan iş unutmaya gelince nasıl da korkuyo daima anlayıp da sevdiği şeylerden vazgeçmekten.


sorun yok, hiçbir şey ters gitmeyecektir.

19 Mayıs 2008 Pazartesi

zaoyevas



kimse tarafından kazanılamamış savaşları koltuğumun altına alıp, sonu başından belirlenmiş hallere zaten ismi konulmuş tüm olanlarını vermeye ve kendini örtmeye başından hazır herkese şapka çıkartıyorum. zira ben kendime ayırmış olduğum vaktin sonuna geldiğime henüz inanmıyorum.


en başında belirttiğim durum sadece bana ait olup, yalnızca beni anlattığından ;
hiçbir dile, hiç kimseye çevirisi olmadığından üzülemeyecek kadar bilemeyeceksiniz. bundan dolayıdır ki ben ismini verdiğim herşeyi alıp çekiliyorum.

tünel

biz zaten hiç olmamıştık. değişik bişilere benzememizin heyecanıydı belki bi anda
sarılmamız ama yanyana hiç duramadık. sen başka bişey arıyodun benimse istediğim
bu değildi. isterlerken çekselerdi resimlerimizi keşke, biz farklı karelere
ait olduğumuzu bilmeden.

ben çok sevdim bizi, ne güzel kopuyoduk tam ortamızdan hissede hissede. kimse de
gel demiyordu. bir geceleri kokumuzdan uzak üşümekten korkup sarılırdık birbirimize.
saatler bi anda düşer, ve bir anda düşüyoduk işte bizde.

suç işlemedik ama inanmadık da, o yüzden başkası olamayız.

hangisi benim unuttum

ve neden kimse bizi birbirimize yakıştırmıyor, hem de hiçbir sebep bilmeden? çünkü mutlu değiliz. koşulsuz yanyanayız da poz veremiyoruz artık. yoksa kimsenin bi çıkarı zaten olmasa gerek ben senin gözlerini çok severken.

yine de inat ediyor ruhum, ben gölge değilim, peşime de başka bi gölgeyi hiç istemedim. gözlerini seviyorum demek, gözlerini seviyorum demektir yalnızca. sonra sen gözlerini kaçırınca neyi seveyim diye sormuyorum. pek tabii hatırlıyorum da birbirimizi sevdiğimizi ne yalan söyleyeyim. ama şu an sadece yıkanmak ve unutmaktan fazlasını istemiyorum.

ve zaten ismini hiç söylemedin.

16 Mayıs 2008 Cuma

15 Mayıs 2008 Perşembe

rğğröağğğrrr

yahu ortalama bir buçuk saat önce yatmaya karar vermiş olduğumu hatırlayıp ve hala salınmakta olduğumu farkedince bin öfke gene oturdum buraya (söyleneyim diye). kalktıktan sonra yaptığımsa ozzy'nin yanına yığılıp biraz okşadıktan ve okşandıktan sonra kalkıp mutfağa gitmek, hali hazırda kaşarlı olan ve masanın üstünde duran poğaçalardan birine nasiplenip içindeki kaşarın yeterliliğinden memnun olmayacağımı düşünüp dolaptan çıkardığım peynirden (ayılık mahiyetinde) elimle kopardığım kısmını içine tıkıştırıp bi süre etrafa bakınıp mutfakta (sebebini anlayamadığımdan çıktım zaten) beş adım sonrası yeniden ozzy'le karşılaşıp eğilip onu sevmek poğaçamdan bi kaç kısım koparıp ona vermek, sonra dönüp bir tane daha alıp ağırdan ağırdan odama yollanmak oldu. ve evet tahmin ettiğin gibi ey okuyucu aradan tam bir buçuk saat geçmişti. çok öfkelendim kendime, oturdum bunları yazıyorum işte. şimdi de yatıcam diye düşünüyorum. (şu an bulunduğum masadan olan uzaklığını hesaplayınca yatağıma da ortalama yarım saat içinde ulaşacağımı düşünüyorum(50 cm)) zaten diğer poğaçayı da olur ya gecenin ilerleyen saatlerinde uyanır da yapıcak bişi bulamazsam o anki panikte oturur yerim diye almıştım.

help me =S

hazır hal açıklamaları

gelecek durum: yapıcam, yapmalı ve etmeliyim gibi kerameti kendinden menkul bu ara sürekli kullandığım bu eylem tür ve türevleri devam edicektir.

gelmeyecek durum: noksan sevişmelerimden arta kalmış vakti dahi eylemlerim üzerine yoğunlaştıramayacağımdır.

gelmeyen durum: dolayısıyla çalgılar bildiğim çalgılar hiç değiller.

olağan durum: elimde tuttuğum sigara ve ekürisi kahve, gaflet ve delalet içinde yitirdiğim vakitlerimin icazeti olarak elimde kalacaktır yine.

şu durum: sadece uyku hali hüküm sürmekte deryalarımda. bi de çişim geldi derya falan diince.


bi karabasan gördüm üstümde sanki =O



(renksel durum ise vaziyetlerin neticesinde zihnimde çakmak çakmak çakan renklere göre tarafımdan ayarlanmıştır.)

kutup engel

önce kendime siyahtan bir sigara yakayım, sonra neden sıkılıyormuşum bi bakalım.

...
öncelikle inanmak her zaman en güç mesele oluveriyor zamanla. sonra 'herşey bu kadar düzenli, normal, yolunda olmasa herşeyin normal olduğuna inanabilirdim' dediğin bir sırada aslında zaten hiçbir şeyin yolunda olmadığını, akışın çoktan kontrolden çıktığını, örneğin istediğin kişiyi sevip istediğin kişiden uzak durmanın, istemek ve ilerisinde istediğin şeyi yapmanın bile bazen mümkün olamadığını görüyosun.

hani yolun nasıl bi yol olduğunu bilsen bi şekil atlicak, zıplıcak, düşücek, kalkıcak, parmak ucunda yürüyüp devam edebilecekken tahmin edemediğin şeklinde, tarzında yolun biçok engelden geçip, tümseklerden atlayıp farketmediğin biçimde bi anda yorulunca, o denli yorulunca hemde bi kum tanesine takılıp düşmek olası hale geliyor ki o hallerde bi yerlerdeyim.

kendimi sıkıntılı görmeye pek alışık olmadığım gibi oluveriyor ne yapayım demeye de alışık diilim ama kalakaldım.

bir de zaten bu hallerde iken hayat seni kapında karşılıyor, salyalı. ama pek bişey bırakmadım ona, ondan mutluyum. sadece en güzelini saklamıştım sona. yine de tırsmaya luzüm yok, rüyalarımı satmaya gelmedim buraya. benim diye gelende olmadığından o cesareti bulup, kendim kurcalicaktım zaten buraları. kıyılardan giderdim, hala öyle hoş. risk. vakit tez elden kapmış kaçmış çoğunu ama riskin kendisi tatlı daha da bi hoş.



korkarsan neye layık olduğunu göremezsin.