30 Mart 2008 Pazar

kutsal meyhane

huzurun alnıma nişan aldığını görünce salıverdim kolu kanadı aynı düzlemde. yığılmamla ötüşmeleri bir. hangi 'şey' (artık herneyse) verebilir bu lezzeti? tepeden kentin üstüne çizik atıp ayırdım bile gelecekleri. ifadeye tahammül yok, başımda binbir renkte dönen bir sürü baloncuk. sihir de diil ki, beklemişliğim var.


sizlere ara ara iklimsel bilgiler vermek istiyo sonra hinliğimden vazgeçiyorum.

26 Mart 2008 Çarşamba

öpcük olsun koynuna

güne taze emeklerle başlayıp iki kol aralığında yeniden çiçekler açtığını görünce minnet duymuyor değil hani insan o gövdeye. fazla bişey değil unutmamam gereken, ''nefes al, ver. nefes al, ver.'' hahah işte bu kadar basit.

24 Mart 2008 Pazartesi

en küçük parmağımdan başlarım ben kesmeye. ama bu tam bi kabusa dönüşebilir. doymazsam bi büyüğünü keser, tamamını da bitiremezsem yazık etmiş olurum.

geniş zaman olur ki

arar arar durulur ya ne masalsılar..
kocaman gözleri vardı bir çocuğun. koşarken gördüm ilk, durmuşum. korktum. öyle böyle değil, korktum. ne sevdi ya beni, ben sevemedim.
arıyorum da meraktan, iz yok. oysa şimdi ne hikayeler yazılıyor en koyusunu seçip kelimelerin.
simsiyahtı gözlerinin etrafı, rengi alabildiğine bilmediğim bir yeşil. gülüşünü de hiç hatırlamıyorum üstelik ama küçük, çok güzel dudakları vardı. öptüm de, neden öptüm bilmem. hiç hatırlamıyorum şimdi sıcak mıydı, yok muydu..
elinden çiçeği eksik olmaz, arada bir şarkı söylerdi. çok ağlardı ya hüznü ezilmesin diye belki nedendir diye baksam aynada saçını düzeltirdi. haa, ne güzel de saçları vardı. saçları böyle güzel üç çocuk tanıdım, o hariç kokularını da hatırlarım.

yanıcak yer buldun mu kendine çocuk?

22 Mart 2008 Cumartesi

kısır

zorlasana beni, sıyrılayım etrafından.
acıttıkça, tenim hüznün olsun. yanmak için ateşe gerek duymasana.
belli belirsiz renk olayım avuçlarında, yandıkça çekip yeniden sarsana.
savruldukça nefesin olsun saçlarım.
içime dolanıp orda uyusana ve hatta, la laa.

19 Mart 2008 Çarşamba

çaydanlıklı şarkı


fırıldak bir çay fincanım var, elimden başka bir yerde unuttuğumda ardımsıra şarkılar söyleyen. onu almaya koşmak öyle heyecanlı ki! her seferinde annemin önünden geçmek zorundayım hem, gülümseyişi sıcacık başka bir şarkı. nasıl unuturum ozzy'yi? düş peşimde ortak yol arkadaşım, ben koştukça o da peşimde. ondan hızlı dönersem çay dökerim bazen üstüne. patilerini sürüp kaçması söyleyemeyeceğim başka şarkı. bir de kuşum var, cevdet koydum adını. birasına tavla oynamıyo ama onun da kendi şarkıları var. üstünde dönerken kırdığım, artık hafif yalpalayan ama hala dönebilen bi sandalye üstündeyim resim çizmediğim aralıklarda.
cevdet şarkı söyler, ozzy beni okşarken yalçın'la emine'yi izliyorum elimde çay fincanım. onlara yaklaşırsam akvaryumu öpüyolar şarkı söyleyerek. annem, canım, mis gibi kokular toplayarak gelip arkamdan, koynumdan aşağı boşaltır onları bazen.
haa, bir de dostum var ondan öncesini pek hatırlamadığım. günün belli aralıkları ama muhakkak sesimi duymak ister. neşesi yerindeyse bazen şarkı da söyler bana telefonunu açtığımda.
nasıl üzüleyim diyorum, şarkılar hiç bitmezken.

nasıl da yanardım frederic kısa yakar diye beni, mazurka bizlere emanetmiş.

17 Mart 2008 Pazartesi

korsan yaldız


köpeğine başka bi isimle seslenen insana nolur ki?

şimdi içimde öfkeye dair bi iz yok, o halde neyi kaybetmiş oluyorum? iç seslerimde fazla bulanık, yoğunlaşamıyorum. hani ''git'' diye biraz daha üstüme düşülse gidicek biyer bulucaktım nerdeyse kendime.
belli bi hadde kalmalı ya.. ben cevabı bilsem de yapamam bazen, yanıt hayatın kendisinden geliyo neyseki gecikmeden. harcadığın şeyler seni yaşatan şeyler demiştim de kendime, unutmuşum.
inandım da, nasıl inandıysam öyle kalmışım. neyseki bazı şeyler geç kalmaz. kendime inancımdan yine inanırdım ya, unutmayınca gidilmeli.

üşenilir de sessizliğime yaklaşılmaz. uzun bi yol olduğu adımdan belli. sonra hangi kaçışa yol göstericek dinim bilinmez.

yaklaşma bırak!

(bu sırada şey dinleyelim. hmm after forever-emphasis olsun)

15 Mart 2008 Cumartesi

dengelerimiz bozulmasa manzara daha berrak olurdu. neyseki daimi yolcumuz kör.
lakin buna binaen manzaraya düşmesi olası, yakasındaki karanfile yazık olacak.

14 Mart 2008 Cuma

in situ III

düşününce adımlarının hesabını bilip merakını bastıramayan coşkunları gülümsemekten alıkoyamıyo insan kendini. 'hmm' payesinde istikrarını koruduğu sürece yanılgılarında artısı olmuyo değil insana hem. üzülüceksen yüzünü aşkla yakmadığına üzül, mezrana ondan öte ne varsa ekip yaktın. üstelik düşüncene hükmeden çehreye ihanetle. ulaşması zor değilken, umarsızlıkların sürüklediği günahlarda basit olmasından haz vermiyo. şimdi onu eklesen, eksiltsen aldığın verdiğin yok.

(sıcak bir çay alayım)

zirve aşkı olan sözlerin sağlamlığına basar da çıkar. konuşanlar var, uzunca konuşanlar. birbirine eklendiğinde anlama kavuşsa. keza süslü lafların anlamı olsa tarladaki tüm çilekleri yemiştim zaten. yeni bir soluk aldım geldim ben, sonra çizicem en güzelini. ellerimi saklamam ondan, kime gidebilir ki sözlerin en güzeli? güzele bakınca üşümüyo dudaklarım. arasına alsana beni.

(şu sırada andy timmons dinlemeyeni dövüyolar)

günahlarda inancı tazeliyo hani, yeni birşey söyleyebilecek olan var mı?
acıktım da.
beni nerden görüyosun, dedi.
önümdeki karartı yansıma yapıyo lan, başka bişey diil.

11 Mart 2008 Salı

in situ II


hevesi olmayınca insanın ışıltısını yitiriveriyo herşey. en makulü aslında. ışıkta herşeyin yüzü aynı parlaklıkta.

saçına rüzgar değmeyen var mıdır? ya el değmemiş? ikisi de ihtimal. rüzgar daha fazla haz veriyo bana.
biraz tutku hiç fena olmazdı aslında.
ahh herşeyin kokusunu alıyorum ne yapayım? başka türlüsü gelmiyo elimden.

beni yarına sarsana..

in situ I

bu kimsenin haklılığını göstermez, insan her daim herşeyden sıkılabiliyo.
sen üçe üç kadar değer verince de heyecanını yitiriyo beş olduğunu sanan veyahut umanlar. lakin üç üçtür, ne bir ne beş. portakal üçgende kesilse portakal. (hıhım)

ex situ I

olmayan çiçekler çizmiş ya Abidin, olmayan.. adlari konulmuş çoktan ama yine de olmayan. renklerine onun eli değmiş, yapraklarına.

7 Mart 2008 Cuma