5 Aralık 2008 Cuma

yanar, yanar..

her meleğin terini sildiği kirli bir beden vardır.

her kirli bedenin bir kopya kalemi.

30 Kasım 2008 Pazar

sim

kedinin 'ben ejderha değilim!' diye sayıklaması gayet normaldi, çenesini düzeltip kanatlarını içine çekerken.

içimde gezinen ejderha yavruları beni tanımazmış da üstelik. yine de daha fazlasını kabul ettim, sadece seslerini saklayabilmeyi umarak.

kediyse nasıl yükseldiğini düşünmeyi bile uzaklaştırdı kendinden hiç düşünmeden. ben bir dünyaya annelik yaptım.

oh boje!

29 Kasım 2008 Cumartesi

sifon


dövüşürken atağı anlamadan tesadüfi eğilsem diyorum bazen. hani yorulur ya insan bildikçe..

bir kahkaha resmi çizeceğim en son.. bildiğim için o da tesadüfi olmayacak işte artık.


-ya da bırak onlar da içsin.

24 Kasım 2008 Pazartesi

seçtiğiniz dillerde hiçbir sonuç bulunamadı

kırmızı kaseden daha fazla pek ve daha fazla kahkaha içeceğim. bir başkasıysa karadan renklere dönsün kalemlerim, daha fazla çizeceğim. aynılara ve aynalara sıkıntı oldum, farklı görsem değişeceğim.
kırmızı kurdelalı bavulumu açmadım bile henüz. yorulmak şöyle dursun terleyemedim. geçmiş görüntüleri geçtiğim gibi unuttuğumdan (unutacağımdan) açtığınız kapıdan kuşlarla girin.
taşımaktan da yoruldum bavulu, neler vardı içinde unuttum da. dur olsun, kalıvereyim.

22 Kasım 2008 Cumartesi

The Curious Case Of Benjamin Button

güzel bi film geliyo izlemeye gidilecek, buraya not alıyorum. ilgililere duyrulur şimdiden =D


- Funny bloopers are a click away
mevzu, yaşlı bir adam olarak doğan ve hayatının sonuna doğru bir bebek haline gelen Benjamin Button'un hikayesiymiş efenim, ilginç bi filme benziyo, yanıltmasa.
gösterim tarihi için 16 ocak 2009 verilmiş.

kızılcık

çıplak mısın en başından? görevin nehir kenarına ölüleri götürüp yıkamaksa gerisi hürriyetin dahilindedir, pek de mühim diil.

bi volta şarkısıdır taktım gidiyo..
- çoktan doğdun kızım sen, bu bekleyiş nedir, kimedir?
- ya yaa, inan sebep nedir bilemiyorum. üstelik bi sebep olduğunu dahi hissetmiyorum. olmayabilir de pek hatta. hatta bu yüksek bi ihtimal.
- sonuna dek bekleyelim.
- kazanımızda gökkuşağını kaynatır bal niyetine yeriz hem. kalmak güzel fikirdir.

bu benim olsun mu noluğğr!

şu var ya şu hayvana bitiyorum. ama merakımda yoktur arabalara üstelik efenim, ben optimus tırından istiyorum.
ha olmadı, bunu versinler lan!

kit

'sistem', diyor tepsi, 'yanlış galiba.'

- yok bikaç kimlik notu aldım, değerlendirme yapıcam.


bu kimliği gayet kullanışlı buldum aslında, save butonu nerde?

21 Kasım 2008 Cuma

imzasız

tanrım bu kadar güldürme beni, acı çekiyorum!


*ayrıca horoz yine zamanı şaşırdı.

20 Kasım 2008 Perşembe

oh oh

sıkıldım karanlıktan. gözlerimi sıkıp ışık çıkartıcam olmadı. olmadı yağmurun altına geçip hiç dua etmicem, yıldırım mıldırım allah ne verdiyse artık.
çay içicek güzel bi yer keşfetmek istiyorum, bi de şarap. lan bu ara amma şey istiyorum yaa, sıkılmışım pek çok.

19 Kasım 2008 Çarşamba

soğuk, çok soğuk!


istiyorum ki ısınsın her biyer, burnum normal rengine kavuşsun, yeniden bisiklete bineyim, yeniden gıdıklasın birileri güleyim bolca.

bu hastalık bana yaramadı (şarkıdan da pek bi hayır geldiği söylenemez keza).

böyle istiyorum ki birilerini özleyeyim, pis yedili oynayayım, kız kıza olup karşı takım erkeklerini (ortak oynuyoruz) devirelim okeyde yine 15 günün 15'i de. kırmızı abajurum kaybolduğu yerden geri dönsün, şaraplar soğuk olmasın, renklerim hiç bitmesin paletimde. izmir'e gitmesin bi daha hayatımdan hiç kimse, annem bildim bileli olduğu gibi hiç hastalanmasın arada da bana dondurma alsın. kabus görünce yanına gireyim yine ayaklarımı ısıtsın. beybilerim de patilerinin tıkırtısını hiç eksik etmesin arkamdan.

ayrıca küçükken boyumca çiçeklerin arasında fotoğraf çekileyim diye girdiğim yeşillikte kıçımı sokan arı gelip benden özür dilesin, çok oldu beklediğim..

sa

güzel bi mont, güzel bi bot alasım var. içim ekşidi lan sizden! giyip karalarımı şarkı söyleye söyleye gidicem kendi parke taşlarıma. hem korkmuyorum da, ardımda sekiz pati sesi var hiç olmadı.

yıldızlarda ıslansın istiyorum. düşmeyi biliyolarsa ıslansınlar da..

aman bre deryalar

kaç saattir uğraşıyorum photoshopta, bi türlü istediğim gibi yapamadım elimdeki fotoyu. hayır o diil, aklınızda fotografın tonajına kadar herşey ayarlıysa olanı da beğenmek mümkün olmuyo. bazense tesadüfi tutturduğum işleri tekrar yapamıyorum. moralim bozuldu...

neyse çay salladım kendime bi tane teselli olarak. zaten hastayım, zaten resim çizmiyorum, zaten odam soğuk, param bitmek üzere, sigaramı heryerde bulamıyorum, sağda soldayken yazı yazdığım defterimi kaybettim bulamıyorum, hiç dışarı çıkasım yok, yeni köpeğim uyanma saatime kadar dayanamıyo sıçıyo (aha bu), yalnızlıklarıyla beni suçlayan insanlar var, sıkıyo, ne alakaysa Marios'u özledim,üstüne bir de dudağımın iç tarafında uçuk çıkmış. bi dursanıza!

lan o kadar halsiz hissediyorum ki saçımı taricak halim yok yavrum okuyucu (pek yaptığım söylenemez zaten fakat saç taramak diil mecalini bulabilmek mevzu burda). harbiden makarasına hayalini kurduğum şu tırı alıp yollara düşesim var, keyfiyatım gitgide azalıyo.(lan bi fotoşapı beceremedim die diil di mi bu sıkıntı?) hastalığıma iyi gelceği söylenen şarabı da henüz içmedim. almaya bile üşeniom dolaptan, hem soğuktur da o şimdi çok be.

ya yaa!


yalnız acaip derecede sokaklarda baara baara şarkı çığırasım var şu an, oha!

17 Kasım 2008 Pazartesi

demo

garip hallerdeyim bugün. hastayım, evet hastayım fakat onun dışında başka bi durum var ki ne yapıcağımı şaşırdım. hayır durumdan ötürü, düzeltmek için falan diil ne yapıcağımı şaşırmış olmam, direk şaşırmış haldeyim. bi onu alıyorum elime 'cık' diyorum, bi buna saldırıyorum sarmıyo, bırakıyorum başka bişey aranıyorum, durup tırnaklarımla oynuyorum..
resim yapayım diyorum şu an içimden gelmiyo, oysa ki çizmem çizmem lazım. fotoşapa bulaşayım diyorum zira bu sabah yaptığım iş oldukça hoşuma gitmişken gaza geldim. bknz: http://amorfamulet.deviantart.com/art/courante-103825950
belki bikaç güzel iş daha çıkarırsam bugün namına keyfim yerine gelir de rahatlar sakinleşirim. boş olduğum için her vakit içimde kendine acıma diyalogları geliştiriyorum çünkü. (kapıdan bana susamlı çubuk kraker uzatan eller öpüle bu arada)hastalıkla savaşma namına bir şişe şarap uzatan el ise ayrıca öpülecektir bilaire. iyi gelirmiş, gelmez mi?

13 Kasım 2008 Perşembe

courante



yetinmek değil, en güzeli hala yürümemiz. ellerimizi tıka basa dolduracak ne kadar çok şey var. sen beni rüyalarınla süsle şimdilik, ben de uçutmalar alayım yanıma.

konuş kızım diyorum bazen kendime. öfkeler bul hayata karşı çıkacak. öpüşürken boynun kırılmasın, kurbağa bile yaşlanırken.

saçlarım yılanlığından usanmayınca çare diil oyuncaklarımın yanına çocuk yapmak. ha bu isteğim diil, doğasında var yılan olmak ama gün gelir arasına çiçek konulacak kadar yumuşar.

pembe çok yakışıyo bana örneğin.

17 Eylül 2008 Çarşamba

geldi geldi

hava öyle bi hal aldı ki artık üzerimdeki ceset kokularını salabilirim. sonbaharı özlemişim açıkçası. ozzy'yle çiş koşturmacasına çıktık üstelik az önce ıslanmak bi yana dursun üzerimize yıldırım düşüyodu. cidden bak. koşar adım kaçtık eve mahallelinin çığlıkları arasında. görünüz ki ozzy tuvalet gezintisinden direk feragat etti korkudan pati çekerek koşmaya başladı, ben de hayır demedim zaten.

12 Eylül 2008 Cuma

agapo agapo

her agapo beni çıldırtma yetkisine sahipti artık onu bulana dek. sırf agapo olsa iiymiş zati.

cuma gecesi sinema fasıllarına bitiyorum sevgili günlüğüm. böle bombok bi günün ardına bile bi strawberry kokteyl bi de film çaktı mı ne güzel oluo haa. aslen uykusuzluktan ölüyorum fekat bu geceyi boş geçemem, o sebepten gözlerinden öpüyorum ahana şimdilik.

bi de bi alman bi fransızın söylediği bi parça vardı, onu da nası bulcaksam artık bakalım.

hop hop hop

11 Eylül 2008 Perşembe

...

mert: macaristan da macar salam yokmuş bilio musun?

ayaz: bizim içimize sokulan bu salam da neyin nesi peki?

mert: tamamen dış mihlakların oyunu, türkiyeyi içerden parçalamak istiyolar, şam fıstıııylan...

ayaz: anasının amı. bizde dağ gibi ebe gümeci varken zor bi kere o.

mert: ahhaha

kıs kıs

kıvrıla kıvrıla uyanıyorsun ya rüyalarından, 'ahh yaa!' diyeceklerin oluyor bazen ne garip. 'ucuna erişemedin mi rüyalarının?' diyesi geliyo insanın.

bir emrin var mı?

yes boss!

ya sen git ya ben.
hani maksat hareket olsun.

sevgili kalp;
boş ol! boş ol! boş ol!

8 Eylül 2008 Pazartesi

naranay nay die geldim

yokluğunda şey yaptım, biraz daha acaip sigara içtim. ama daha çok öksürmedim. sigara yakıp defetmediğimden düşlerimi evimin yolunu hala hatırlıyorum. yaa bi de çıkışa belirli tek istikamet bekleniyor tarafımca o da olursa nebçin olcak haa. bir de slain memories'e bikaç fan daha işte.

uzun vakte özet olsun çakmağım hala kayıp.


(yeni bi pabuç aldım kendime. yeşil ve tüyl, ismini sona koyuceim. acıklanacaktır.)

3 Ağustos 2008 Pazar

şunnardan bulsanıza bana sevabına =>


böle salkım halinde de olur =P

hep yek i ayrı bi seviyorum

hep yek gibi: daha iyisini yapabilirim dediğimde her ne kadar cesaretim bi anlık bi galeyanla artsa da bi süre sonra kendini farklı bi yönde yenileyip (bu kısımda dubara oluyo aha:) kendime karşı kuşku üretmeye başlamama sebep oluyo, ''e peki neden?'' gibi. misal.

se yek: mesaj yazarken aynı tusta bulunan diğer harfe geçmek için beklemekten nefret ediyorum, beklememek içinse ilerle tuşuna basıp harfe geri dönmektense ayrı bi tiskiniyorum.

carü dü: not kağıtları mufaza edicisi, ayakta tutucusu olan uur böceemin sağ gözü düşmüş. buna ''allah kahretsin, borular da patladı'' gibi bi replik oluşturmak istiorum vefakat bulamadığımdan cümlemin sonunda yenik ayrılıyorum aranızdan eyy okuyucular. zira öyle bi cümle kurabilecek kafada yaşamıyorum. ahaha (olay itibariyle vuku bulan bu olay her aklıma geldiğinde bu gülme efektinden ve kendisinden kaçışım imkansız bir hal alıyor bir de haa)

düşeş: aklıma geldiği andaki bu heycanımdan ötürü diğer satırlarımı atladığım için özür diliyorum ama mutsuz değilim zira termos bardağım oldu sonunda. buna düşeş deniyo bence hem de.

3 Temmuz 2008 Perşembe

güzel olduğunu söyleyen


Bilmesen de bizim bir şarkımız var aslında. Ne zaman dinlesem aksin belirir bakmadığım her yerde. Demek ki yaşamayınca köşe yakmak kafi değildir anılara. Yapılamayan çok şey var muhakkak, yapmamam gerekenleri de bilince canım sıkılmıyo değil. Tutuşturunca kokmayacağını bildiğimden (Değişmek istiyorum. Bildiğimi düşündüğüm..) hararetle yananların camdan aşağı boynunu sarkıtası geliyo yakama takmaya heves ettiğim rengini çoktan akıtmış çiçeklerin.

Kendime olan borcumu ödemeliyim aslında ilk.

28 Haziran 2008 Cumartesi

kordon

Damla damla kusuyorum çayımı, keyfinden nasıl vazgeçebilirim? Kaç kere doğulur mesela bebeğim? Benden fazlasını başaranı kendimden muaf tutuyorum tabi ama gerçek her zaman örtüşür, huyudur. Hem bence bildiğiniz kadarını yapın böylece güçlü hissetmeniz olası. Istediğiniz bu değil miydi yoksa? Hadi ya? Kötü olmak isteyen ben miyim? I ıh. Çünkü fazlası olmaz. Yine de iyi olanın mirası kalıyo tamamlanmak için bilginize sunayım. Zira istediğiniz sizden farklı bişey ya bilmemek için zorlarken, her iki tarafa da dönebilin çaktırmadan henüz. Aynı şeyi tekrarlamak başarısızlık örneğidir malum. Bir kaşık daha..

Cellatlarınızın gözlerini yıkayın daha inandırıcı koksunlar. Tehlikeli bi oyuncak seçerseniz kendinize ıslak kalmamaya da dikkat edin.

Sen, sen ve sen. Ne kadar çok benziyosunuz! En azından diğerlerinin gizli tutmadığı depresyonları var. Ne ağlayınca ölüyolar, ne gülünce. Siz nerde yaşarsınız sizden muamma. Vursanıza uğur getirsin diye taşıdıklarınızı ya da faldan sonra fincanınızı yıkayın =>

Bir, iki, üç içeri ve ilkinin büyük olması gerekli kurallı olsun diye. Benim benden ayrı kaygısızlıklarım var. Fallara inanmıyo, çay bardağımı masada unutmayınca rüya görmüyorum bi de. Bir köprünün üstünden şehri indiriyo sonra da gülüyorum belki. Hakkını vererek kendime sakladığım eğlencelerim var. Tırmanmayı bilsem kuşların yuvalarını onarırdım ya da daha iyi görebilsem karıncaların daha fazlasını kurtarırdım.

Salıncak çapkını olan var mı benim gibi, gelip beni bulacak? Çünkü hep birşeyler eksik. Ya gece salıncakta ya kimse uyumuyor.

Ha bir de tek kurşunla yan yana kaç kişi ölebilir? Bilen varsa haber versin, inancımı zedelemek üzereyim. Pek de hoşuma gitmişti hem.

23 Haziran 2008 Pazartesi

durmasana


Huzurun bir adı da sessizlik olmalı. Yeterince huzurluyum. Saçlarımı köpüklere buladım, oynaştım kendimle, aceleyle. Nedir bilmiyorum ama ''déjà loin'' demeli herkes. Mektup açacağı gibi bir şey bu, okuduklarını yazan bir mektubun açacağı. Ne okumak istersen.

Tutsaklığın bir adı da parmaklıklara yakın olmak olmalı. İş bana kalsa hızlıca girerdim o kapıdan yine. Doğru olan olmaması gereken ya bazen. Düşmemek yüksek bir tepede bulunmak.

Bitmek bir bülbüle denk düşer bazen. Düşmekte en az bir kere gülümsemek. Daha çok alsın zaman benden, bakalım ne kadar eksiltebilecek? Eksildikçe artıyo her yanım. Bazen bülbüller sataşıyor o kadar, yoksa yük değil başka birşey. Yük değil bülbüllerle gülüşmek. Bedel ödeyerek ışık tutulmuyor yollarına. Bedel ödemek değil öpüşmek. Acıyan yanlarını kesmek ilaç değil.

İki renk değil doğmak ve ölmek. Alacasında kalmış tonlarca düş olmalı. Bir de yaşadıkların. Neresinde soluk aldığını bilmemek yaşamak.

Yalan değil saksımda büyüttüğüm kuşlar, tohumuna fısıldadım adlarını. Ve özgür olmak saksıya gülümseyip kanatlarını açmak.

14 Haziran 2008 Cumartesi

ben o korsan kelebeğim.
ya gözüm yok ya da çoktan öldüm.

tomtes


bu gece size sadece domates sunmaya geldim sevgili okuyucu.

12 Haziran 2008 Perşembe

pişt pişt!



umutsuzluğa puan vermiyorum, yıldızları da eksik olsun. bi de numarası hiç olmasın zaten. isimlendirilmesi bile pek acaip. koymasanıza ismini bi kere, bilmeyelim. ''la bi gariplik var içimde ama..'' diip geçtiğimiz bi sürü hal varken aha biri de bu olaydı. hiç de fazla gelmezdi hem. unutmayı da seçerdik sonra çözemeyince durumu, mis olurdu.

onun yerine boncukları olsun herkesin yani ne bileyim. ya da bi sürü rengarenk düğmesi falan.

11 Haziran 2008 Çarşamba

high end

kimse okumuyo mu gökyüzünü? nerede yaşayabileceğinizi kim nereden bilsin. kanatlarınızı açıp nereye sığabildiğinize bir baksanıza. uçabildiğiniz sürece uygun bi gölgelik garantiniz hem.

10 Haziran 2008 Salı

adın yeşil

...
o köşe de hep bizim olsun. sonra onu da yakarız, önce eteklerimiz tutuşsun.

esvab

sigaram bitmiş, gün ağarmışken ucunu tutuşturacağım başka bişey yok sabahım dışında. keşke annem nefret etmese siyah perdelerimden ve ben de görmek istediğim vakte kadar gece sansam günü. ne güzel bi lüks aslında gündüzü karartmak. şöyle bi düşününce de annem olası en güzel lüksüm olmalı hala. ne bileyim yumurta yiyebiliyorum uyandığımda sayesinde henüz.

kokusu kopmasın burnumdan.
düş kurmaya vakit, düşlerime ait bi kırmızı bulursam şeytandan korkmayacağım.

zaruri değildir

şarkı söyleyeyim mi size?
ama kimsenin yazı, kışı, baharı diilim önce bunu bilelim. hatta dahası da diilim, hiç diilim. şimdi şarkı yalan oldu galiba benim dışımda.

seçimle ilgili bişi bu; yalnız olmak diil adı, bencil olmak da diil. bencilliğimse de bu hakka riayet edilmeli. gizli tutmadan kazanmak için çalıştığım, hünerlerimin yatkın olduğu en müthiş durum. güzel de kullanıyorum, haksız yere nasiplenmeyelim.
hayatın geçirgenliği bi yanda dursun geçmekte, gitmekte, kalmakta diilim. mukaddesiyse hayatım mesleğimdir, asilliğim ondan gelir. ne güzel duruyorum karşınızda hayallerinizden uzak. üstüme yazılabilecek bi hayal görsem tebessüm mü eder, ellerimi önümde bağlar mıyım hiç bilmiyorum. bundandır ki pas vermekten kaçınalım bana.
ama ne güzel yaşıyorum hakkımı yemeyin hee. ne güzel yaşadığıma sorgulamamam şahidimdir. tasdikiyse hesaplamamam sizi, hayatı daha da ne varsa.
kirlenmek için yazdığım bir boşluk metni değildir bu, keza ben resim çiziyorum.

6 Haziran 2008 Cuma

edit

kaç türlü lezzet varsa bilindik gün ışığında saklı, oğlum hala sıçrayarak uyanıyor uykularından suçun sahibini de bakarak anlatamıyor üstelik.
saklamak istemediğini bilir ona yanarım sadece.

29 Mayıs 2008 Perşembe

''in the river''

sıramı savıyorum..

keza ben tekmeleyemiyorum.
en fazla bi nefes daha koyuyorum göğsüme ve ağaçlara benziyorum.
ben daha güzelim ama ''ben daha güzeldim lan'' diyemiyorum kimse çirkinleşmesin diye.


ağaçları beton döverken gördüm, sabaha sağ çıkmasın diye çığlıklarla. uyandığımda yorulmuşlardı yine çoktan.

21 Mayıs 2008 Çarşamba

dilekçe

gökyüzünün üzümlere açılan kapısını sevmemek mümkün mü? ne güzel bağlanıyorlar kadın göğsüne çiçek gibi.
hayranlıkla izliyor, bulutların bir de tanelere işvelerini meraklı gözlerle seyrettiğimi görüp utangaçlıklarından kaçmasınlar diye frezya koklar gibi yapıyorum güneş yüzüme vurunca.


hiç eskimesin gökyüzü..

çirkin kızın masalı



aslında annem hiç kraliçe olmadı ama beni koruyabilmek için elime bi yıldız tutuşturup bulutların üstüne saklamıştı. onsuz canım çok sıkılınca eteğimde taşıyabileceğim kadar düşümü alıp yeniden indim yeryüzüne.
biraz kandırık attım gökyüzündekilere aslında. içimden ne dediğimi bilmesinler diye iç ceplerime de sakladım birazını. ezbere gitiğim yolu bu kadar iyi bildiğimi bilemeyince annem beni gördüğüne çok şaşırmıştı. sonra sakladığım periyi gösterdim ona. tarifiniyse kimseye yapmamaya söz verdim getirdiklerimin, bizden başkası aşık olmasın diye.
''yolun tarifiyse zaten elime çizilmişti anneciğim, verdiğin yıldız da aydınlık oldu. ben korunmak değil üstünde taşıdığın çiçekleri koklamak istiyorum.'' diince büyümüştüm zaten.

20 Mayıs 2008 Salı

do

kaçışa yol bulup da insan iş unutmaya gelince nasıl da korkuyo daima anlayıp da sevdiği şeylerden vazgeçmekten.


sorun yok, hiçbir şey ters gitmeyecektir.

19 Mayıs 2008 Pazartesi

zaoyevas



kimse tarafından kazanılamamış savaşları koltuğumun altına alıp, sonu başından belirlenmiş hallere zaten ismi konulmuş tüm olanlarını vermeye ve kendini örtmeye başından hazır herkese şapka çıkartıyorum. zira ben kendime ayırmış olduğum vaktin sonuna geldiğime henüz inanmıyorum.


en başında belirttiğim durum sadece bana ait olup, yalnızca beni anlattığından ;
hiçbir dile, hiç kimseye çevirisi olmadığından üzülemeyecek kadar bilemeyeceksiniz. bundan dolayıdır ki ben ismini verdiğim herşeyi alıp çekiliyorum.

tünel

biz zaten hiç olmamıştık. değişik bişilere benzememizin heyecanıydı belki bi anda
sarılmamız ama yanyana hiç duramadık. sen başka bişey arıyodun benimse istediğim
bu değildi. isterlerken çekselerdi resimlerimizi keşke, biz farklı karelere
ait olduğumuzu bilmeden.

ben çok sevdim bizi, ne güzel kopuyoduk tam ortamızdan hissede hissede. kimse de
gel demiyordu. bir geceleri kokumuzdan uzak üşümekten korkup sarılırdık birbirimize.
saatler bi anda düşer, ve bir anda düşüyoduk işte bizde.

suç işlemedik ama inanmadık da, o yüzden başkası olamayız.

hangisi benim unuttum

ve neden kimse bizi birbirimize yakıştırmıyor, hem de hiçbir sebep bilmeden? çünkü mutlu değiliz. koşulsuz yanyanayız da poz veremiyoruz artık. yoksa kimsenin bi çıkarı zaten olmasa gerek ben senin gözlerini çok severken.

yine de inat ediyor ruhum, ben gölge değilim, peşime de başka bi gölgeyi hiç istemedim. gözlerini seviyorum demek, gözlerini seviyorum demektir yalnızca. sonra sen gözlerini kaçırınca neyi seveyim diye sormuyorum. pek tabii hatırlıyorum da birbirimizi sevdiğimizi ne yalan söyleyeyim. ama şu an sadece yıkanmak ve unutmaktan fazlasını istemiyorum.

ve zaten ismini hiç söylemedin.

16 Mayıs 2008 Cuma

15 Mayıs 2008 Perşembe

rğğröağğğrrr

yahu ortalama bir buçuk saat önce yatmaya karar vermiş olduğumu hatırlayıp ve hala salınmakta olduğumu farkedince bin öfke gene oturdum buraya (söyleneyim diye). kalktıktan sonra yaptığımsa ozzy'nin yanına yığılıp biraz okşadıktan ve okşandıktan sonra kalkıp mutfağa gitmek, hali hazırda kaşarlı olan ve masanın üstünde duran poğaçalardan birine nasiplenip içindeki kaşarın yeterliliğinden memnun olmayacağımı düşünüp dolaptan çıkardığım peynirden (ayılık mahiyetinde) elimle kopardığım kısmını içine tıkıştırıp bi süre etrafa bakınıp mutfakta (sebebini anlayamadığımdan çıktım zaten) beş adım sonrası yeniden ozzy'le karşılaşıp eğilip onu sevmek poğaçamdan bi kaç kısım koparıp ona vermek, sonra dönüp bir tane daha alıp ağırdan ağırdan odama yollanmak oldu. ve evet tahmin ettiğin gibi ey okuyucu aradan tam bir buçuk saat geçmişti. çok öfkelendim kendime, oturdum bunları yazıyorum işte. şimdi de yatıcam diye düşünüyorum. (şu an bulunduğum masadan olan uzaklığını hesaplayınca yatağıma da ortalama yarım saat içinde ulaşacağımı düşünüyorum(50 cm)) zaten diğer poğaçayı da olur ya gecenin ilerleyen saatlerinde uyanır da yapıcak bişi bulamazsam o anki panikte oturur yerim diye almıştım.

help me =S

hazır hal açıklamaları

gelecek durum: yapıcam, yapmalı ve etmeliyim gibi kerameti kendinden menkul bu ara sürekli kullandığım bu eylem tür ve türevleri devam edicektir.

gelmeyecek durum: noksan sevişmelerimden arta kalmış vakti dahi eylemlerim üzerine yoğunlaştıramayacağımdır.

gelmeyen durum: dolayısıyla çalgılar bildiğim çalgılar hiç değiller.

olağan durum: elimde tuttuğum sigara ve ekürisi kahve, gaflet ve delalet içinde yitirdiğim vakitlerimin icazeti olarak elimde kalacaktır yine.

şu durum: sadece uyku hali hüküm sürmekte deryalarımda. bi de çişim geldi derya falan diince.


bi karabasan gördüm üstümde sanki =O



(renksel durum ise vaziyetlerin neticesinde zihnimde çakmak çakmak çakan renklere göre tarafımdan ayarlanmıştır.)

kutup engel

önce kendime siyahtan bir sigara yakayım, sonra neden sıkılıyormuşum bi bakalım.

...
öncelikle inanmak her zaman en güç mesele oluveriyor zamanla. sonra 'herşey bu kadar düzenli, normal, yolunda olmasa herşeyin normal olduğuna inanabilirdim' dediğin bir sırada aslında zaten hiçbir şeyin yolunda olmadığını, akışın çoktan kontrolden çıktığını, örneğin istediğin kişiyi sevip istediğin kişiden uzak durmanın, istemek ve ilerisinde istediğin şeyi yapmanın bile bazen mümkün olamadığını görüyosun.

hani yolun nasıl bi yol olduğunu bilsen bi şekil atlicak, zıplıcak, düşücek, kalkıcak, parmak ucunda yürüyüp devam edebilecekken tahmin edemediğin şeklinde, tarzında yolun biçok engelden geçip, tümseklerden atlayıp farketmediğin biçimde bi anda yorulunca, o denli yorulunca hemde bi kum tanesine takılıp düşmek olası hale geliyor ki o hallerde bi yerlerdeyim.

kendimi sıkıntılı görmeye pek alışık olmadığım gibi oluveriyor ne yapayım demeye de alışık diilim ama kalakaldım.

bir de zaten bu hallerde iken hayat seni kapında karşılıyor, salyalı. ama pek bişey bırakmadım ona, ondan mutluyum. sadece en güzelini saklamıştım sona. yine de tırsmaya luzüm yok, rüyalarımı satmaya gelmedim buraya. benim diye gelende olmadığından o cesareti bulup, kendim kurcalicaktım zaten buraları. kıyılardan giderdim, hala öyle hoş. risk. vakit tez elden kapmış kaçmış çoğunu ama riskin kendisi tatlı daha da bi hoş.



korkarsan neye layık olduğunu göremezsin.

28 Nisan 2008 Pazartesi

sweet harmony

saçlarımı arkamda unutabildiğim zamanlar gard almayı unutabildiğim zamanlardır.

=>

25 Nisan 2008 Cuma

ihtiyatlı masallar



sarı ışıkları seviyorum evlerde. işte onlar yaşam adına yakılmış. taşıdıklarından daha yorgunlar artık, ağaçları hatırlamayacak kadar görebiliyolar.

ve artık yakışmıyorum senin şiirlerine ben. senin hayallerin için çok fazla kendimim, oturup izleyebilirsin daha çok. olmayan bi evim var örneğin, olmadığı için kimsenin sözetmediği ama orda yaşadığım. tek bir sır verebilirim bir tek benim olduğum, lambaları kesinlikle sarı.

21 Nisan 2008 Pazartesi

yes, sir

ne kadar çok şeyi unutuyosunuz. gözlerin var olanı baki kılabildiğini, tenin doğurabildiğini.. elleriniz yetmiyo bazen yurdum dediğinizi kucaklamaya. size ait olan birşeyler varken ve olmayan daha fazlası da, neyin keyfini süreceğinizi karıştırıp elinizdekileri o kalabalıkta bi yere bırakırsınız ya.. sonra orda bulamayınca ne kalabalık kalır ne keyif.

oyundan kendi isteğinizle çıkmamız hakkı savunulamayacak bi kayıptır hatta mızıkçılık yapmak bazen. kimi zaman da tane tane hiç olan yığılınca renk alıyo., göz takılıyo, koyulaşıyo. kolay olsa kimse yeni bi kasaba aramaz sonra. ihmal edilmiş bir mutfağımız var.

ata binmek istiyodum lan ben.



(arkamdan takip edip -farkında olduğumu bilmeden- en yakın çiçekçiden koşa koşa gül alıp vermiş ve konuşmadan gitmişti hiç tanımadığım bi çocuk. çiçeği diil, konuşmaması anlamlandırmıştı. aklıma geldi birden)

rhythm riddle

kestiler diyorum, derinliği önem buluyo. vakit..

sevdik lan, sevilmez mi hem hayatın en büyüsü? tanıdık, bildik şarkıları dinlemeye güç kesmio tırnaklarım mesela, bastırsan acıyo.

kırmızı gözlerimin olmasını çok isterdim örneğin küçücüklükten bu yana ama mümkün olmuyo istemekle. sesler düşüncelerimin hükmünü yok sayıyo, çok hızlı ilerliyo herşeyden önce. gerçek denilen bişi var ortada. olucak olanı istemek lazım geliyo bu durumlarda işte.

hissedemediğim o vakti nasıl telafi ederimin kaygısını taşımak istemiyorum. yoklukla vuku buluyor ya hem en değerliler bile, ne acı.

güneş taşıyo kentleri yol boyunca, üstüne ışıldicak bişeyi yok ayın. hem bu hayat dediğimiz şey düşlerin rengi değil.

19 Nisan 2008 Cumartesi

how are you danger?


kalkıp da içine atılıvereyim diyorum kenarlarından çoktan tutuşturulmuş düş aleminin, kalkarken kendi ağırlığımı farkedip yığılıveriyorum mutluluktan.

iş güç zamanı diyorum kızım, hem her parıldayan altın diil üfürsene. hayal olsun diye içine girenleri yoklamıyolar, kimlik tespit falan yok yaniii. iki elinle dört vakte sarılman lazım, değiş gitsene bi yere.

beynimin bozulduğunu söyledim hala arkasındayım. koyu kahverengi sigaralar bi süre sonra baş ağrısı yapıyo zaten sinirlerim iyice bozuldu. tadı güzel olmasa içmezdim ama kıskıvrak ediyolar adamı vala. neyse, vermeyi başarabildiğim iki üç karar varken onların arkasında durmayı becerebilsem bare, oramdan buramdan yırtılmasam. hokus pokus diil istediğim, kendi yeryüzüm, kırbaçlarım, hem yeterince alçalmamı sağlayabilcek hem de istediğim süre istediğim makul yükseklikte hareketsiz kalabilmemi mümkün kılabilcek yapıda bi çift kanat falan işte. ohh bojee!

18 Nisan 2008 Cuma

sweet choice


körkütük gizlendim kollarının içine.
sesim her zamankinden inceydi de konuşsam duyardın, konuşmadım. hani ortadan ikiye ayırmak istiyosa biri beni, ayırsın derim. sadece bana ellerimin neden yandığını açıklasın.

dokunduklarım benden öte benden başka kimse değil, benden sıcak olamaz. benden sonrasına sandal olamayan beni boğamaz.

istediğimi çizebilmem kaç kat aşağı sarkıtır ki beni? parlak bi toka takıp saçıma, eteklerimi tarayarak geçmek istiyorum yamacınızdan. derin bir nefes sonra, sonra sıcacık çay kokusu belirsiz bir mesafe ötesinden.

16 Nisan 2008 Çarşamba

so what?

zırhımı tavana astım kurutuyorum. biri ateş ederse ölme ihtimalim yüksek ya da düşersem kolay kalkarım.
ay sokayım tabirlere, ihtimal kollayamam. herkes beklerken ölüyo işte, hiçbiri ani değil. yoluma yel dokunmasın, istediğim köşeden dönebileyim kafi.
kralın adamları benle de oynamıyo 9-8'lik rock da yapılır zaten kih koh.

6 Nisan 2008 Pazar

in vivo

bugünün güzel bigün olacağını sanıyodum son bikaç gündür, 9ia8 yazıyorum diğerlerinden farklı olarak. ha bi de ders çalışma stresi kalktı şimdilik üstümden sadece.

şimdi cevdet'te yok, 1 saat olmadı hatta olmayalı. keyfim kaçtı. alışmışım sesine, yerlerde de hep onun çöpleri.. bok gibi hissediyorum.

harpten döneyim de annemle bi yemek yer, film izleriz, hemde dizinde yatarım izlerken demiştim. çok uzun zaman olduğu aklıma geldi yolda, dizinde yatmayalı. neden olmasındı? sonra da sabaha kadar dışarda gezicektim oysa. kör bi hava var hem de ne güzel.

ne bunalmıştım göyaa. oturmam gereken yerde moleküler hareketler yapmam sıkıntımın göstergesiydi de bitsin hele bi planları yapıyodum, gerdeğe giricek damadın sırtına vurulması şeklinde şiddetli teşvik hareketleriyle.

resim çizeyim..

kirpiklerimin şeklinden ötürü bi isim verin sonra siz de bana.

30 Mart 2008 Pazar

kutsal meyhane

huzurun alnıma nişan aldığını görünce salıverdim kolu kanadı aynı düzlemde. yığılmamla ötüşmeleri bir. hangi 'şey' (artık herneyse) verebilir bu lezzeti? tepeden kentin üstüne çizik atıp ayırdım bile gelecekleri. ifadeye tahammül yok, başımda binbir renkte dönen bir sürü baloncuk. sihir de diil ki, beklemişliğim var.


sizlere ara ara iklimsel bilgiler vermek istiyo sonra hinliğimden vazgeçiyorum.

26 Mart 2008 Çarşamba

öpcük olsun koynuna

güne taze emeklerle başlayıp iki kol aralığında yeniden çiçekler açtığını görünce minnet duymuyor değil hani insan o gövdeye. fazla bişey değil unutmamam gereken, ''nefes al, ver. nefes al, ver.'' hahah işte bu kadar basit.

24 Mart 2008 Pazartesi

en küçük parmağımdan başlarım ben kesmeye. ama bu tam bi kabusa dönüşebilir. doymazsam bi büyüğünü keser, tamamını da bitiremezsem yazık etmiş olurum.

geniş zaman olur ki

arar arar durulur ya ne masalsılar..
kocaman gözleri vardı bir çocuğun. koşarken gördüm ilk, durmuşum. korktum. öyle böyle değil, korktum. ne sevdi ya beni, ben sevemedim.
arıyorum da meraktan, iz yok. oysa şimdi ne hikayeler yazılıyor en koyusunu seçip kelimelerin.
simsiyahtı gözlerinin etrafı, rengi alabildiğine bilmediğim bir yeşil. gülüşünü de hiç hatırlamıyorum üstelik ama küçük, çok güzel dudakları vardı. öptüm de, neden öptüm bilmem. hiç hatırlamıyorum şimdi sıcak mıydı, yok muydu..
elinden çiçeği eksik olmaz, arada bir şarkı söylerdi. çok ağlardı ya hüznü ezilmesin diye belki nedendir diye baksam aynada saçını düzeltirdi. haa, ne güzel de saçları vardı. saçları böyle güzel üç çocuk tanıdım, o hariç kokularını da hatırlarım.

yanıcak yer buldun mu kendine çocuk?

22 Mart 2008 Cumartesi

kısır

zorlasana beni, sıyrılayım etrafından.
acıttıkça, tenim hüznün olsun. yanmak için ateşe gerek duymasana.
belli belirsiz renk olayım avuçlarında, yandıkça çekip yeniden sarsana.
savruldukça nefesin olsun saçlarım.
içime dolanıp orda uyusana ve hatta, la laa.

19 Mart 2008 Çarşamba

çaydanlıklı şarkı


fırıldak bir çay fincanım var, elimden başka bir yerde unuttuğumda ardımsıra şarkılar söyleyen. onu almaya koşmak öyle heyecanlı ki! her seferinde annemin önünden geçmek zorundayım hem, gülümseyişi sıcacık başka bir şarkı. nasıl unuturum ozzy'yi? düş peşimde ortak yol arkadaşım, ben koştukça o da peşimde. ondan hızlı dönersem çay dökerim bazen üstüne. patilerini sürüp kaçması söyleyemeyeceğim başka şarkı. bir de kuşum var, cevdet koydum adını. birasına tavla oynamıyo ama onun da kendi şarkıları var. üstünde dönerken kırdığım, artık hafif yalpalayan ama hala dönebilen bi sandalye üstündeyim resim çizmediğim aralıklarda.
cevdet şarkı söyler, ozzy beni okşarken yalçın'la emine'yi izliyorum elimde çay fincanım. onlara yaklaşırsam akvaryumu öpüyolar şarkı söyleyerek. annem, canım, mis gibi kokular toplayarak gelip arkamdan, koynumdan aşağı boşaltır onları bazen.
haa, bir de dostum var ondan öncesini pek hatırlamadığım. günün belli aralıkları ama muhakkak sesimi duymak ister. neşesi yerindeyse bazen şarkı da söyler bana telefonunu açtığımda.
nasıl üzüleyim diyorum, şarkılar hiç bitmezken.

nasıl da yanardım frederic kısa yakar diye beni, mazurka bizlere emanetmiş.

17 Mart 2008 Pazartesi

korsan yaldız


köpeğine başka bi isimle seslenen insana nolur ki?

şimdi içimde öfkeye dair bi iz yok, o halde neyi kaybetmiş oluyorum? iç seslerimde fazla bulanık, yoğunlaşamıyorum. hani ''git'' diye biraz daha üstüme düşülse gidicek biyer bulucaktım nerdeyse kendime.
belli bi hadde kalmalı ya.. ben cevabı bilsem de yapamam bazen, yanıt hayatın kendisinden geliyo neyseki gecikmeden. harcadığın şeyler seni yaşatan şeyler demiştim de kendime, unutmuşum.
inandım da, nasıl inandıysam öyle kalmışım. neyseki bazı şeyler geç kalmaz. kendime inancımdan yine inanırdım ya, unutmayınca gidilmeli.

üşenilir de sessizliğime yaklaşılmaz. uzun bi yol olduğu adımdan belli. sonra hangi kaçışa yol göstericek dinim bilinmez.

yaklaşma bırak!

(bu sırada şey dinleyelim. hmm after forever-emphasis olsun)

15 Mart 2008 Cumartesi

dengelerimiz bozulmasa manzara daha berrak olurdu. neyseki daimi yolcumuz kör.
lakin buna binaen manzaraya düşmesi olası, yakasındaki karanfile yazık olacak.

14 Mart 2008 Cuma

in situ III

düşününce adımlarının hesabını bilip merakını bastıramayan coşkunları gülümsemekten alıkoyamıyo insan kendini. 'hmm' payesinde istikrarını koruduğu sürece yanılgılarında artısı olmuyo değil insana hem. üzülüceksen yüzünü aşkla yakmadığına üzül, mezrana ondan öte ne varsa ekip yaktın. üstelik düşüncene hükmeden çehreye ihanetle. ulaşması zor değilken, umarsızlıkların sürüklediği günahlarda basit olmasından haz vermiyo. şimdi onu eklesen, eksiltsen aldığın verdiğin yok.

(sıcak bir çay alayım)

zirve aşkı olan sözlerin sağlamlığına basar da çıkar. konuşanlar var, uzunca konuşanlar. birbirine eklendiğinde anlama kavuşsa. keza süslü lafların anlamı olsa tarladaki tüm çilekleri yemiştim zaten. yeni bir soluk aldım geldim ben, sonra çizicem en güzelini. ellerimi saklamam ondan, kime gidebilir ki sözlerin en güzeli? güzele bakınca üşümüyo dudaklarım. arasına alsana beni.

(şu sırada andy timmons dinlemeyeni dövüyolar)

günahlarda inancı tazeliyo hani, yeni birşey söyleyebilecek olan var mı?
acıktım da.
beni nerden görüyosun, dedi.
önümdeki karartı yansıma yapıyo lan, başka bişey diil.

11 Mart 2008 Salı

in situ II


hevesi olmayınca insanın ışıltısını yitiriveriyo herşey. en makulü aslında. ışıkta herşeyin yüzü aynı parlaklıkta.

saçına rüzgar değmeyen var mıdır? ya el değmemiş? ikisi de ihtimal. rüzgar daha fazla haz veriyo bana.
biraz tutku hiç fena olmazdı aslında.
ahh herşeyin kokusunu alıyorum ne yapayım? başka türlüsü gelmiyo elimden.

beni yarına sarsana..

in situ I

bu kimsenin haklılığını göstermez, insan her daim herşeyden sıkılabiliyo.
sen üçe üç kadar değer verince de heyecanını yitiriyo beş olduğunu sanan veyahut umanlar. lakin üç üçtür, ne bir ne beş. portakal üçgende kesilse portakal. (hıhım)

ex situ I

olmayan çiçekler çizmiş ya Abidin, olmayan.. adlari konulmuş çoktan ama yine de olmayan. renklerine onun eli değmiş, yapraklarına.

7 Mart 2008 Cuma

28 Şubat 2008 Perşembe

terasa kanat

kır kanatlarının hayalini. topraktan gayrı bastığımız ne var?
hayat saçımızı okşasa da elbet kendi türküsünü söyleyecek..
bir tebessüm verdiyse de nihayet boynumuzu bükecek.

24 Şubat 2008 Pazar

ondan işte, işte hepsi ondan. artı kaybetmişim kaadı. o da yaratılmış ya, günah olsa gerrek a.q

11 Şubat 2008 Pazartesi

umgh!

sonra düşündü kedi: '' ben kendi aşkımın tanrısı bile olamam. ol deyince olmuyor.''

anılarım gözüme batmıyor artık, belki de çiçek tarhlarının üstünden uçabilirim en azından şimdi. ya da kendi yumaklarıma dolanır boğarım kendimi, başkası kıyamıyo ne olsa. ya da hayal kurup sıkıldığım yerde devrederim tanrıya ne yapayım.

gün olmuş

adam öldürdüm aşk için,
kim ölmüş kim kalmış, kimin umurunda.
kök salacak toprak bulamadı mı aşk
toprak oluverirdik bi anda..

5 Şubat 2008 Salı

bonfire

yeşile de döner kırmızı, zorlamayı bilsem.
ya da siktir et, en fazla iki mırıltı göğüs ucumda taş sopaya dönene kadar. sonrası yakınlıktan alınan leziz acı.
ahh, evet.. acı duymamak değil koşul zaten, acıdan keyif alınca köşeyi dönüyorum.

4 Şubat 2008 Pazartesi

sınırsız

(30.07.2007)

20:58 serhan: sen film mi yapmak istion

ayaz: hö :S

20:59 off ayaz
öle bi koptum ki
onurla konuşuom
salak oldum salak

21:02 ayaz: noldu lan

serhan: ay dur iptal oldum
anlatmam imkansız
boğazım acıdı gülmekten

21:03 sonra anlatım nolur
onurdayken

ayaz: olm o zaman ne soluon a.q merak ettim ben de şimdi :S

21:04
serhan: ya
anlaşamadık bi türlü
dedim ki ayaz film izleyelim dio
bi ayarlayalım dedim
ok dedi
hangi gün uyar sana dedim
olm arıycam dedim ya dedi
demedin öle bişi dedim

ayaz: hahah bana dedı lan onu ahaha
senden önce onur'la konuştuğumda 'ben seni ararım o zaman' demişti ahaha
asktr yaa mauahah

21:05
serhan: ya bak ama olay, sonra
dedim ya haberleşiriz diye dedi
demedin olm manyak mısın dedim
içinden dedin heralde dedim
neyi dedi
arıycam kelimesini dedim
neyse tamam işine bak dedim
ne zaman arıycam dedim olm dedi:S

ayaz: ahahaha
koptum du :S

21:06 serhan: ya bu birinci posta
sapıttım ben ztn
ben mi anlamıom diye
telefonla aradım adamı
baktım dalga geçmiomuş benle
kapadım

ayaz: cenem agrıdı lan ahahha

serhan: sonra
hiç konuşmamışım gibi onla bana dedi ki
hatta al bak

ün!em 10-UR (21:54):
ayazla konustum
ün!em 10-UR (21:54):
diyo film milm yapalım

21:07 serhan:haliyle konuştuğumuz için tekrar söyliyceni hesaba katmadım
sandım ki kısa film yapalım dio ayaz
tekrar aradım
olm manyak mısın diye
21:08 meğerse o film yapmak derken film izleyelim anlamında demiş
kayış hepten koptu
sonra bana en son dedi ki şimdi

ün!em 10-UR (22:02):
ayaz kısa filmmi yapmak istiyo
boğazım ağrıdı gülmekten
hababam sınıfndaki müfettiş oldum

21:11 ayaz: olm bu cocuk kayısı koparmıs hahaha
21:13 serhan: off
ne içio bilmiyorum
ki
yorum yapma yeteğim gitti

ayaz: ahaha :D zorlama :D ben de anlamadm. onur'dan sona yorum yapma yeteneının sılınmıs olması normal :P

serhan: adam mahvetti beni
beynimi bozdu

21:44 ayaz: bu fılmı mı ızlıcez ahahah

peynir

12 gün arayla olanın önüne geçilmeyeceğini tasdiklemişim, aferim diyorum kendime. alışkanlık yapmasa bari.

hız vereyim şenlensin ortalık, dans etmek isteyen? saçlarımı savura savura dans edesim yok ama olsun istiyorum bi ara öylesini de. şu an tıngırtıda sallanma modundan ötede diilim. gelirse ışıklar yanıp sönücek göklerinde, gözlerini kapadığında duyanların. gözlerini kapadığında duyanlar biraz sakat oluyo gerçi. ilerisini diilse bile önünü görmesi gerekiyo çünküm.

şöyle bi ses seçsem kendime, öyle bi gövde, birde öylesi bi yüz.
yok, tanrısallaşmak gibi bi niyetim yok, belki değişik olur hani. ama bilmediğimi nasıl var ederim, sorun burda. tanımadığım ayakların adımlarına da hakim olamam. riske edilcek bi durum diil yani, yoksa savaşılır her koşulla.
koşulları da görmüyorum gerçi, bi noktam kör. çok fazla zararım olsun istemediğimden çok fazla karı da kovalamıyorum hem. prensip meselesi diil tabi, gerek olmadığından. penamı kaybetsem de çalmaya devam edebilirdim örneğin. en fazla kanayacaklarını bildiğimden. bildiğimden!

inexplicably

damlatıyorum tutsun diye dibini, düştükçe düşüyo. hani niyetli olmasam kırıp atardım da istiyorum küçük bi ışık yanımda. üstelik bi melodi tutuşturdum üstüne ama hayal etmesi zor zamanı, çok kıprak şerefsiz.

tırnak aralarıma sokuşturabiliyorum parmaklarımı o kadar tırmalamışım kendimi a.q birileri sızarken. şimdi de sadık kalınacak izlerim var, sadık kalınacak başkaları yokken. neye yaradı dersin ya de tabii, ben de diyorum. haklıya ziyan olmasın.

dumanı burnuma zorla girio, sayı atlıo birden yargılarım. yine de oluşa hüküm geçmez iken neye üfürebilirsin? kess!
bi kedi gördüm sanki.

yemesene beni. yemesen, yemesen sevişebilirdik bile..

2 Şubat 2008 Cumartesi

kır kanatlarının hayalini. topraktan gayrı bastığımız ne var?
hayat saçımızı okşasa da elbet kendi türküsünü söyleyecek..
bir tebessüm verdiyse de boynumuzu yere bükecek.

22 Ocak 2008 Salı

dudağımın derisini biraz fazla yırttım da tam ortasından bi parçasını yırttığımı gördüm önümdeki karanlık, gözalıcı manzaranın. öylesi de fena diildi, eksik olmasının dışında...
bana da söyleyen olmadı zaten..

yolda bi an aşık olduğumu düşündüm, garipti, heyecan verici. kim olduğunu düşününce toz yutar gibi bi his. sonra geçti, olanın önüne durmak diye bişi yok, 'dalgaları sürmesini öğrenmeliyim' dedim sonra, sonra yine geçti.

20 Ocak 2008 Pazar

çok çıkmazlı yokuş

(17:20) ψÀŅįťÁš (•:evde dınledıgım masallar dısarı cıktıgımda büyüsünü kaybedıo, boktan bı durum.
(17:21) ψÀŅįťÁš (•:tatmin etmio hiçbişey dıyebılceım cok sey.
(17:21) ψÀŅįťÁš (•:cekmecelerıme gomulucem bugun. eskılerı atar veya toplar kaldırır belkı yenıden bakarım yuzlerıne.




(17:23) ψÀŅįťÁš (•:hüzünden falan degıl. sıkılmısım galıba cok seyden.
(17:23) ψÀŅįťÁš (•:ama olmamalı, daa küçüüm lan ben. bunu bılerek kımsenın omzuna sıgmadıgımı gormek de urkutmuo dııl hanı.
(17:23) ψÀŅįťÁš (•:a.q benım kahvem daha guzel.
(17:24) ψÀŅįťÁš (•:kendı ellerımle yaptım


(17:24) ψÀŅįťÁš (•:fal bakmasını bılmıyorum ama onumu gormek hıc haz vermıo zaten bana :Y

18 Ocak 2008 Cuma

tasavvuru belirsiz imgeler yerine hayatımdan konuşmak isterim. esas olanlardan, yapılardan, çıkış kapılarından, merdivenlerden..

fabl

denizleri duvarlara çarpa çarpa korkanlar yanında dağları denizlere çarpa çarpa seviyorum.

17 Ocak 2008 Perşembe

tın tın tın

olağan bi sessizlik bu.
yanlarıma düşerlerken sevdiklerimden, ezilenin içim diil onlar olması.
olağan, daha fazlası değil.

8 Ocak 2008 Salı

kışın da amına koyim, çok matahmış gibi davranıp bildiimi bilmeyenin de..

4 Ocak 2008 Cuma

iki kişilik tek kitap

son sigara çığlıkları atıyorum yine.

yetişememenin verdiği endişe neyse o, hayata da benziyo bakınız. hatta bizzat kendisi.

yalanlardan örülü bi duvara tırmanmanın imkanı yok ki. çalışsanda yumuşacık, eğilip bükülür altında, debelenmekten başka bişi diil.

artık yatayım, ne göreceğim kimbilir. ve herşey yerinde güzel. rüyalarım uykularıma ait örneğin.



kelebek kanadı atta olur muymuş?